Expat mi Göçmen mi? Dilin Görünmeyen Ayrımı
Aynı valizi taşıyorlar. Aynı uçaklara biniyorlar. Aynı yabancı şehirlerde yeni bir hayat kuruyorlar. Ama biri "göçmen", diğeri "expat" olarak anılıyor. Bu iki kelime arasındaki fark bir sözlük meselesi değil — kimlik, ayrıcalık ve tarihsel önyargı meselesi.
Kelimelerin Kökeni: Nerede Başladılar?
Göçmen, özgün Türkçe bir kelimedir. Kökü, Türk dilinin en eskilerine uzanır; "köç-" ya da "göç-" fiili, Göktürk yazıtlarından bu yana izlenebilmektedir. "Göçmek" fiili ise yazılı kaynaklarda ilk kez 13. yüzyıl başlarına ait Mukaddimetü'l-Edeb'de karşımıza çıkar. "Göçmen" biçimi ise bu fiilin üzerine Türkçenin varlık türeten "-men/-man" ekinin gelmesiyle oluşmuştur.
TDK'ya göre kelimenin iki temel anlamı vardır: Kendi ülkesinden ayrılarak yerleşmek için başka bir ülkeye giden kimse, aile veya topluluk (muhacir) ve hayvanlar için sıcak iklimli bölgelere giden. Yani kelime hem insanı hem de doğanın büyük yolculuklarını tanımlar; içinde bir hüzün, bir zorunluluk, bir kökten kopuş sesi vardır.
Expat ise çok daha genç ve çok daha stratejik kullanıma sahip bir kelimedir. İngilizcedeki expatriate sözcüğü, Latince ex("dışında") ve patria ("anavatan, babanın toprağı") köklerinden türemiştir. Sözün ilk yazılı kullanımı İngilizce kaynaklarda 1768'e kadar uzanır; bir fiil olarak "vatanından sürmek, sürgün etmek" anlamı taşıyordu. Isim olarak ise 1818'de belgelenir. Ancak bugünkü anlamı — yani "yurt dışında yaşamayı seçen kişi" — ancak 1902'de yerleşmiştir. Bu anlam değişimi tesadüf değil: kelimenin bugünkü kullanımı, Avrupa sömürgeciliğinin zirve döneminde ortaya çıkıyor. Başından beri bir sınıf kelimesidir.
Tanımlar Aynı, Gerçeklik Farklı
Sözlüklere bakıldığında her iki kelime de aynı gerçeği tanımlar gibi görünür: ülkesini terk eden insan. Ancak aralarında çok temel bir niyet farkı vardır. Göçmen, yeni gittiği ülkeye kalıcı olarak yerleşme niyetiyle gider. Entegre olmak ister; dili öğrenir, yeni toplumun parçası olur, köklerini oraya salmaya çalışır. Bu süreç çoğunlukla ekonomik baskı, siyasi zulüm ya da güvensizlik gibi zorunlu koşullar tarafından şekillendirilir. Yani göçmen olmak, çoğu zaman zorlayıcı koşullarla ilişkilidir. Expat ise çoğu zaman geçici bir koşul olarak tanımlanır. Şirketi tarafından görevlendirilen, okumak ya da emekli olmak için yurt dışını seçen biri, gittiği ülkeye kök salmayı değil, orada belirli bir süre misafir olarak kalmayı planlar. Anavatanıyla bağını korur, sık sık geri döner ya da dönmeyi planlar.
Ne var ki bu "niyet farkı" açıklaması, gerçeğin yalnızca küçük bir parçasıdır. Çünkü pratikte her ikisi de aynı şeyi yapan iki insanı — yani başka bir ülkede yaşayan iki yabancıyı — farklı şekilde adlandırmak için kimin kararı aldığı sorusu ortada durmaktadır. Dilbilimci Charlotte Taylor, "expat" kelimesinin modern anlamıyla 20. yüzyılın ortasında, özellikle İngiliz kamu görevlilerinin denizaşırı görevlendirmeleri aracılığıyla yaygınlaştığını göstermiştir. BBC de bir analizinde şu gözlemi paylaşmıştır: "Expat" kelimesi çoğunlukla zengin profesyoneller için kullanılırken, aynı ülkede hizmetçi ya da inşaat işçisi olarak çalışan yabancılara "göçmen işçi" ya da "yabancı işçi" denmektedir. Dolayısıyla bu ayrım, sözlükten değil; sınıftan, ırktan ve güçten beslenmektedir.
Kim Göçmen, Kim Expat? Somut Örnekler
Teoriden pratiğe geçelim. Aşağıdaki örnekler, bu iki kelimenin toplumda nasıl uygulandığını göstermektedir:
Expat denilenlere örnekler:
Bir Alman şirketinin Dubai ofisine 3 yıllığına atanan Türk mühendis
Barcelona'da emekliliğini geçirmeye karar veren İngiliz çift
New York'ta bir sanat galerisinde çalışan Fransız küratör
Singapur'daki bir fintech girişiminde üst düzey yönetici olan Kanadalı profesyonel
Göçmen denilenlere örnekler:
Savaştan kaçarak Almanya'ya sığınan Suriyeli aile
Daha iyi bir gelecek için İtalya'ya geçen Nijeryalı genç
Londra'da ev işleri yapan Filipinli bakıcı
İspanya'da tarım işçisi olarak çalışan Faslı genç
Dikkat ettiniz mi? Listelerin ilkindeki kişiler gerçekten de farklı niyetlerle mi hareket ediyor? Pek de değil. Alman şirketindeki Türk mühendis ileride Dubai'de kalıcı olabilir. İngiliz emekli hiç geri dönmeyebilir. Öte yandan Filipinli bakıcı, aslında ailesine para göndermek için geçici olarak çalışıyor olabilir. Fark, ne yaptıklarında değil; kim olduklarında yatıyor. Batılı, beyaz, yüksek gelirli veya yüksek nitelikli bir profesyonel olduğunuzda dünya sizi expat görür. Küresel Güney'den, daha az ekonomik güce sahip bir ülkeden ya da düşük ücretli bir sektörden geliyorsanız etiket göçmen olur — aynı valizi taşıyor olsanız bile.
Bu yüzden iki kelime arasındaki fark aslında şu soruya dayanıyor: Sınırı kim geçiyor? Ayrıcalık yoksa seyahat "göç" olur. Ayrıcalık varsa aynı yolculuğa "expatriate olmak" denir. Elbette her expat ayrıcalıklı değildir, her göçmen de dezavantajlı değildir. Ancak dilin kullanımında baskın eğilim çoğu zaman bu yöndedir.
Aynı yolculuk, farklı isimler. Farkı yaratan ise çoğu zaman yol değil, yolcunun kim olduğu.
Kaynaklar:
https://www.bbc.com/worklife/article/20170119-who-should-be-called-an-expat
https://www.merriam-webster.com/dictionary/expatriate
https://www.etymonline.com/word/expatriate
https://en.wikipedia.org/wiki/Expatriate
https://turkcenedemek.com/kelime/göçmek/
https://www.etimolojiturkce.com/kelime/göç/
Routed Magazine – "Money, race and power: The origins of the expatriate": https://www.routedmagazine.com/expatriate-money-race-power
London Geopolitical Review – "Expat or Immigrant? The Racial Politics of Belonging": https://londongeopoliticalreview.co.uk/expat-or-immigrant-the-racial-politics-of-belonging/